Haftalık yazma hedefim daha ilk aydan bir hafta aksadı. Ama olsun kaldığım yerden iki haftalık özetle devam edelim. Havalar giderek ısınıyor, günler de uzadığına göre artık kışı geride bırakabiliriz.
Bir An
Geçtiğimiz Pazar günü, Instagram’da denk geldiğim NRW Women grubunun tanışma etkinliğine katıldım. Hepsi çok azimli, birikimli olan göçmen kadınlarla hikayelerimizi paylaştık. Hepimizin yaşadığı zorluklar farklı olsa da dayanışma duygusu bana çok iyi geldi. Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinde yaşıyorsanız bu guruba siz de katılabilirsiniz. Kendi meslektaşlarımla tanışmak ve onların da göç ve kariyer yolculuklarını dinlemek güzeldi.
Bir Hobi
Bir önceki hafta sonu da Köln’ün Mülheim semtindeydim. Burası göçmenlerin yaşadığı hatta Keupstraße’ye vardığınızda Türkiye’ye ışınlandığınızı sandığınız bir bölge. Cadde boyu kebapçı, tatlıcı ve kuyumcuların olduğu Mülheim’da altın fiyatlarının çıldırmasıyla insanlar kuyumcularda kuyruk olmuştu. Neyse benim amacım başkaydı. Uzun süredir bağlama almak isteyen bir arkadaşıma eşlik ettim ve ben de aklımda hiç yokken bir ud alıp çıkıverdim.

Akyüz Saz Evi’nde saydığım entsrümanların yanı sıra üflemeliler ve cümbüş, cura gibi diğer telli enstrümanlar satılıyor. Müzik aletleri İstanbul’dan geliyormuş. Dükkanın sahibi bize bağlamaları tek tek denetirken bir yandan da kendi göç hikayesinden bahsetti. Yaklaşık yarım saat çeşitli ağaçlardan yapılmış (dut, ardıç, maun gibi) bağlamaları denedik. Ağacın türü bağlamadan çıkan tınıları etkiliyor. Bu arada benim de gözüm udlara takıldı. Bir tanesini deneyeyim derken gitardan alışkanlıkla baktım ufak ufak tıngırdatabiliyorum, o anlık özgüvenle baktım pazarlık aşamasına geçmişim.
Klasik Türk Müziği’ni her zaman severek dinlerim, kulak aşinalığıyla birkaç şarkı çalabilirsem ne mutlu bana 🙂 daha büyük bir hedefim yok şimdilik.
Bir Haber
Son dönemlerde Almanya’nın farklı şehirlerden elektrik kesintisi haberleri geliyor. Hal böyle olunca ben de güneş enerjisiyle ve manyetoyla çalışan bir radyo aldım. Güneş zaten yok, elektrik kesilse bile elle çevirerek enerji yaratıp haberleri dinleyebilirim. Ayrıca fenerini ve şarj kısmını kullanabilirim. Hoş, Almancam o haberleri anlamaya nasıl yetecek, ona henüz bir çözüm bulamadım 🙂

Bir Kitap
Yine İzmir’den kendime aldığım diğer bir kitap, Bosna doğumlu yazar Velibor Çoliç’in Sürgün Rehberi isimli kitabıydı. Yugoslav İç Savaşı’nda askerken bir gün kamptan kaçmış ve Fransa’ya politik göçmen olarak gitmiş bir yazar. Kitabında kendi hikayesini, iltica kampında kalırken hissetiklerini, çıktığı Avrupa seyahatinde yaşadıklarını ve biraz da Fransa’ya uyum sürecini anlatıyor. Hatta Fransızcasını o kadar ilerletiyor ki Sürgün Rehberi’ni Fransızca yazıyor. Dil öğrenmenin zorluğunu düşününce büyük bir adanmışlık örneği bana göre.

Bir sonraki yazıya kadar merakla kalın,
Almanya’da günlük hayat nasıl geçiyor diye merak ediyorsanız Facebook, Instagram hesaplarımı ve YouTube kanalımı takip etmeyi unutmayın!
