Blogta yazmayalı neredeyse bir buçuk sene olmuş, inanılmaz. Zaman hızla akarken göçmenlik deneyimimi hem kendim hem de merak edenler için haftalık özet formatında yayınlamaya karar verdim. Umarım devam ettirebilirim 🙂

Bir An
Geçtiğimiz hafta sonu İzmir’in sıcak kışını geride bırakıp karla kaplı Dortmund’a döndüm. Eve yaklaşırken baktım ki yan komşumuz kapı önündeki karı küremiş. Nasıl sevindim anlatamam. Almanya’da herkes kendi kapısının önünü tuzlamak ve temizlemekten sorumlu. Tatildeyken böyle yardımcı olması beni çok mutlu etti. Komşularımız Alman, emekli bir çift. Bir süre Türkiye’de yaşamışlar iş nedeniyle, taşındığımız ilk haftadan beri sıcak iletişimleriyle hem güven veriyorlar hem de göç sürecini ve yeni muhite alışmamızı kolaylaştırıyorlar.

Kar gören masum İzmirli olarak iki gün bol bol yürüyüp fotoğraf çektim.




Bir Rutin
İş saatlerimin dışında bu hafta iki gün spora gittim. Arada soğuk algınlığı geçirmiş olsam da kendimi iyi hissettiğim günlerde disiplini elden bırakmadım. Geçtiğimiz sene menopoz öncesi kadınların kas kütlesi kazanması gerektiği konusunda birçok video izledim ve sporun önemini daha iyi anladım. Bu da beni düzenli ağırlık antrenmanı yapmaya yöneltti. Soğuk havada spor salonuna gidip gelmek zorluyor ama endorfin için şart!
Bir Haber
Almanya’da gündem son üç senedir olduğu gibi savaş ihtimali üzerine. Haberleri izleyip izlememek arasında gidip geliyorum. Dönem dönem çıkan “evinizde gıda ve içme suyu stoku yapın” haberleri yine revaçta. Bir delilik daha yapılmadan ortalık durulur umarım.
Sosyal medyada önüme düşen diğer bir haber ben buralarda yokken Türk marketlerinin boykot edildiğiydi. Habere yazılan yorumlara bakınca insanlar yüksek fiyatlardan şikayetçi olmuş. Ben de eskisi kadar sık gitmiyorum ama bazı temel ürünleri (yeşillik, salça, peynir vs.) Türk marketlerinde almayı tercih ediyorum. İşin aslı bence bir türlü nasıl hesaplandığını anlayamadığımız enflasyonda. Almanya’da enflasyon ne zaman baksam %2-3 bandında gidip geliyor ama genel olarak gıda fiyatlarındaki artış çok daha hissedilir . Üç yıllık deneyimimle bile bunu rahatça söyleyebilirim.
Bir Mekan
Dortmund’ta mimari açıdan en güzel binalardan biri olan Şehir ve Eyalet Kütüphanesi’ne sıklıkla uğramaya çalışıyorum. Dışarıdan bakınca içerdeki insanlar ve kitap rafları görünüyor.
Almanca öğrenirken sertifika sınavına hazırlık kitaplarından faydalandığım kütüphanenin geniş seçkili Türkçe kitap bölümü bile var. Bu hafta kolay bir dille yazılmış Almanca kitaplar ödünç aldım. Detayları ilerleyen zamanlarda anlatırım.

Bir Şarkı
Her yılbaşı İzmir’e gittiğimde, çok sevdiğim bir dostumla artık bir ritüel haline gelen bir akşam yemeği ve hediye faslımız var. Bu sene arkadaşım Kürşat Başar’ın iki plağını hediye etti. Bu hafta sonu ilk plak ‘Keşke Burada Olsaydın’ı dinledim ve plağa adını veren bu şarkıyı çok beğendim.
Bir Kitap
İzmir’deyken aldığım kitaplardan biri Prof.Dr. Nazan Uysal Harzadın’ın yazdığı Fonksiyonel Beslenme kitabıydı. Henüz bitirmedim ama yazım dili ve beslenmeyle ilgili önerileri gayet anlaşılır. Asıl konu uygulamakta; yine de bu alana ilginiz varsa ve yaşam tarzınızı gözden geçirmek istiyorsanız bu kitabı önerebilirim.
Bir Film
Bu hafta üç film izledim ama Fransız Teğmen’in Kadını hem ikili anlatı hem de oyunculuk açısından daha etkileyici olduğu için onu seçtim. 1981 yapımı filmde Meryl Streep şiir gibi oynamış, Jeremy Irons da ona eşlik ediyor.
Bir sonraki yazıya kadar merakla kalın,
Almanya’da günlük hayat nasıl geçiyor diye merak ediyorsanız Facebook, Instagram hesaplarımı ve YouTube kanalımı takip etmeyi unutmayın!
